İçeriğe geç

İç Anadolu Bölgesi’nin halk oyunları nelerdir ?

İç Anadolu Bölgesi’nin Halk Oyunları: Kıvraklık ve Kafamızın Karışıklığı

İç Anadolu: Dans Edin, Hızlanın, Düşmeyin!

Evet, bendeniz İzmir’de yaşayan, hayatı gülerek geçirmeyi seven, ama her ne kadar komik görünsem de zaman zaman her şeyin üzerine biraz fazla düşünen bir genç yetişkin. Şimdi düşünün, İç Anadolu Bölgesi’nin halk oyunları hakkında bir yazı yazmam istendi. Benim gibi bir insan için bu, “Düşünceleri dansla anlatmak” gibiydi. Yani, normalde kafamızda karışan onlarca düşünceyi bir kenara bırakıp, bir yerel oyun hakkında bilgi vermek o kadar kolay değil. Fakat dedim ki, “E ne olacak, hem eğleniriz, hem de bir şekilde insanların ‘aa İç Anadolu neymiş’ dediklerini duyarım.” O yüzden gözlerimi biraz daha açtım ve hayal gücümü biraz daha açarak İç Anadolu’nun halk oyunlarını derinlemesine düşündüm. Fakat… Başladım, sonu gelmedi. (Hep olduğu gibi.)

Halay: Kol Kola, Adeta Bir Düşme Yarışı

Halay’ı en iyi anlatan şey, bence kalabalık bir düğünde sağa sola doğru çılgınca ilerleyen insanları görmek. İzmir’deki düğünleri bir kenara koyun, orada insanlar “tembelce” dans ederken, İç Anadolu’daki halay biraz daha farklı. Yani bir nevi adeta bir zeka testinden geçiyorsunuz. Bunu çılgınca yaparken bir yandan da kafanızda “Sol bacak! Sağ bacak! Hızlan! Düşme!” diye bir iç ses duyuyorsunuz. Bu kadar insan bir arada, o kadar hızlı dönüyor ve kolları o kadar sıkı bağlanıyor ki, neredeyse hep bir kaza yaşanabilir. Yani gerçek anlamda orada dans ederken kimse kimseyi “takip etmiyor,” hep bir yarış içindeyiz.

Kısa Diğer Sahneler:

– Köyde bir akraba ile halay çekiyorum, bir bakıyorum o beni çekiyor, ben onu çekiyorum, birden yere düşüyoruz.

– “Efe, dikkat et, düştüreceksin beni!”

– “Beni ne kadar seviyorsun? Şimdi düşmeyecek miyiz?”

Tabii ki düşsek de kalkarız. Halay’da asıl mesele orada kolları sıkı tutmak değil, doğru hamleyi yapıp düşmeden bir çarkı döndürmeyi başarmak. Zihnen de zorlayıcı bir oyun, o yüzden bazen halay çekerken, içimden bir “Yavaş!” diye bağırmak zorunda kalıyorum.

Zeybek: Kaba Bacak, Sıkı Gövde, Ruh Salınımı

İç Anadolu halk oyunları arasında belki de en “cool” olanlardan biri Zeybek. İzmir’deki gençler gibi parmak uçlarında zıp zıp zıplamak yok. Zeybek, adeta bir taş gibi yere basıyorsunuz, sert bir duruşunuz var ama sanki bir o kadar da zarifsiniz. Genç bir Zeybek dansçısını izlerken, “Ya bu kadar mı havalı olunur?” diye hayret ediyorsunuz. Gerçekten bir adımda rakiplerinin ne kadar uzaklaşabileceğini anlayabiliyor, her hareketinle köklü bir güç gösterisi yapıyorsunuz. Ancak ben, öyle Zeybek tarzı bir dansçı değilim; ben bir yere doğru adım attım mı, ayağım yere inmeden “N’oluyor yahu?” diye birkaç saniye kafamda dönüp duran bir iç sesim olur.

Zeybek’in en komik tarafı da aslında biraz yerli halkın haksızca “Ben bunu yapamam, bunu sadece Zeybek yapar!” demesi. Ama içten içe herkesin Zeybek olabilme potansiyeli vardır! Hadi bakayım! Aşırı kibirli gibi duruyorum ama demem o ki, bu kadar havalı ve dirayetli bir dans figürüne sahipken, Zeybek’in işin içine çok fazla his katmanız lazım. Biraz daha içsel bir yolculuk gerektiriyor; ve tam o sırada kafanızda başlayan “yavaş, sağa, sola” seslerini hep bir adım geride bırakmalısınız.

Sincan Yöresi: Biraz Hızlan, Azıcık Dur!

Hadi biraz da Sincan yöresine gidelim. Gelişen hareketlerle bir zamanlar köy düğünlerinin başrolünü oynayan bu dans, kendini her zaman zor bir işin içine atmak zorunda hissettiriyor. Zaten ben de bir zamanlar Sincan Yöresi’nin birkaç hareketini deneyimlemeye çalıştım. Fakat her şey çok hızlıydı. Bir saniye durduğumda yanlış yapmıştım, bir saniye sonra yeniden fırlayıp yanlış yaptım ve sonra bir bakmışım halaya bir iki adım geride kalmışım. Bu da bana şunu hatırlatıyor: Bazen hayat da öyle değil mi? Tam doğru bir yolda ilerlerken birden çok hızlı bir dönüş yapmamız gerekir ve hep o “hızla durma” anları hayal kırıklığı yaratır.

Bir Diyalog:

– İsmail: “Beyler, Sincan Yöresi’ne bak! Bu kadar hızlı nasıl gidiyorlar ya?”

– Ben: “İsmail, biz de burada yanlışa hızla gidiyoruz!”

İşte İç Anadolu’daki bu tür halk oyunları, tam anlamıyla hem bir eğlence hem de bir zekâ oyunudur. Hızlanırken bir an durmaya karar verirsen, bir saniyede her şey ters gidebilir. Hızla gitmek, bazen yavaşlamaktan daha zor olabilir.

Düğünlerde Bir ‘Kına’ Akışı: Dansa Duyulan Saygı

İç Anadolu halk oyunları, genellikle toplumsal etkinliklerde, özellikle de düğünlerde en çok karşımıza çıkar. O kadar çok eğlenceli an vardır ki, her köyde farklı gelenekler, farklı dans stilleri mevcuttur. Örneğin, gelin ve damadın etrafında dönen halaylar, sadece onların “ne kadar sevildiklerini” değil, aynı zamanda tüm aileyi, akrabaları, dostları da bir araya getirir. Her adımda, bu birliğin içindeki sıcaklık ve sevinç akışı hissedilir.

Komik Bir İç Ses:

“Ya, gelinle damadın bu kadar fazla el tutmasına gerek var mı ya? Geriye doğru kayar gibi hareket ediyorlar, bak hele!”

İç Anadolu’daki halk oyunları, sadece bir dans değil, aynı zamanda insanları bir araya getiren, kaygıları bir kenara bırakıp, birlikte eğlenmeyi sağlayan bir gelenek. Ve bir de, şu sıralarda, dans etmeyenlerin ellerini yukarıda tuttuğu o “yavaş ritmi bekleyen” halleri var ki, efsane. Gerçekten bu oyunlarda, en çok göz önünde olan da aslında şudur: Sadece dans etmek değil, birlikte dans etmek, birlikte eğlenmektir.

Sonuç: Dans Etmek ve Kahkaha Atmak

Evet, İç Anadolu Bölgesi’nin halk oyunları hakkında biraz düşündüm, biraz yazdım. Tabii yazarken bazen kendi kendime “Şu an neredeyim?!” diye de düşündüm. Ama şunu unutmamalıyız ki, dans etmek, sadece bir figür ya da adım atmak değildir. Oyunlar, köklerimizi ve kültürümüzü bizlere anlatan, aynı zamanda bizi güldüren şeylerdir. İç Anadolu’nun halk oyunları işte tam da bunu yapar; bir bakarsınız, yavaş hareket ederken kendinizi dans ederken bulur, başka bir bakış açısıyla, sadece hızla düşmeyin diye dua edersiniz. Ama sonuçta birlikte güleriz!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
hiltonbet güncel giriştulipbet.onlineTürkçe Forum